futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mart 2011 Çarşamba

kurumsal yalanlar...



yukarıdaki forma nürnberg'in bu sezon ki forması ana sponsoru AREVA, 2008 yılında 105 milyon dolarlık bir yatırım yaptı gebze de , 2009 satış rakamları ise 200 milyon euro civarındaymış ama, ama sponsorluk olarak ilimize ne katkısı var 0...




anelkanın göbeği kes...

GDF SUEZ birşeyler söyleme gereği bile yok aslında 232 milyon'a izgazı aldılar, halkın vergileri ile alınan gazı yine halka satan garip bir kumpasın içerisinde kar üstüne kar ediyorlar, ama sponsorluk olarak fransa milli takımını tercih etmişler, ve dünya kupasındaki fransa rezaletinin aardından dahi fransa takımının sponsorluktan çekilmeyen tek firması, ama sponsorluk olarak ilimize ne katkısı var ?...


şimdi bunları yazmanın sırasımıydı bilmiyorum ama kurumsal üyelik için başvurulması gereken ilk iki firma herhalde bunlar olmalıdır, nede olsa futbolun içerisindeler bir nebzede olsa...

14 Eylül 2010 Salı

otomat futbol yada para-çokomel eğrisi

Ne kadar para o kadar köfte, gibi güncel hayatta sıklıkla duyduğunuz bir sözcük ile açıklanacak kadar basit bir gerçek olarak duruyor önümüzde,
bu takımın alacağı galibiyet bir otomatın önüne elinizde bozuk paranızla gidipte para atmadan önce ürünü alacağınız gözde bulduğunuz bir "beleş" ürün kadar sevindirebilir, çünkü bir daha bu şansı yakalayamayacağınızı bilir ve o "beleş"in tadını çıkartırsınız, üstadında belirttiği gibi para-çokomel eğrisine geldi çattı sonumuz istemesekte futbolun gerçeği bu,

Biz bu takımı yürekten sevenler olarak tribündeki varlığımız ile bu işten para kazananların aynı ortak paydada buluşmaları gibi bir imkanın olmadığını hatırlamakta yarar var belki de,

-her ne kadar bizde bu formayı bu renkleri seviyoruz mücadele ediyoruz- falan filan deselerde, iş para-çokomel eğrisine geldiğinde işin gerçek yüzü çıkıyor ortaya,

  • daha ne yazılır ne söylenebilir, takım iki gün sonra fifa tarafından küme düşürülecek, toplamda 860000 euro borç nedeniyle işte gerçek bu, oynamayan adamlara para var ama kadroya yok,
  • parası olan bir yatırımcı bulundu ama bu durumuda iki defa denemiş bir camia olarak pekde umutlu değiliz,

maçıda yazmak isterdim ama, maça giden arkadaşımın "şutumuz yok abi sana ne anlatayım ben patatese bağladık maç sonu....küfür.....küfür....küfür.... " özetini alınca bende patatese bağladım.


Para Çokomel Eğrisi
Yükleyen ugur1984. - Daha fazla komik video için tıkla.

22 Şubat 2010 Pazartesi

Bizi bekleyen tehlike;

2010–2011 sezonu için türk futbolunda kökten bir statü değişikliği düşünüldüğü konuşuluyor kulislerde, üçüncü ligin kaldırılması ve ülkemizdeki profesyonel futbol kulüplerinin sayısının 100 veya altında bir rakama çekilmesi gündemde, (bu kararın temelinin 2007 de atıldığını da hatırlatmak isterim.)

Yani süper lig 18 takım, birinci lig 18 takım, ikinci lig 45 ile 72 takım arası olacak, bu durum ülke futboluna ne kazandırır tam bilemiyorum,

1- Profesyonel takım sayısının azaltılması sevk ve idareyi hızlandırabilir -kötü anlamda- yani siyasi bir müdahale daha çabuk tesir eder.
2- Kulüp başına düşen gelir artabilir, tabii ki o üç kardeşlere verilen peşin paralardan vazgeçilebilirse,
3- Deplasmanlı amatör kümede oluşacak rekabetçi bir ortamda genç futbolcuların yetişmesi sağlanabilir,

Bu sene düşmemiz durumunda camiamız için acı bir tablo oluşuyor, Profesyonelliğin son halkasında mücadele ediyor olacağız, buradan da düşmek demek, şu anki ismi ile amatör süper lige düşmek demek olacak. Bölgesel olarak Yalova-Sakarya-Kocaeli olarak eşleşmemizde muhtemel, bu yeni durumda dahi siyasi etkilerin izlerini görmek muhtemel olacak, belki de üçüncü lig takımlarının siyasi kulisi ile bu işten vazgeçilebilir.

Siyasetin bu kadar futbol ile iç içe olduğunun gözümüze battığı bir dönem daha olmamıştı, yurt genelinde o kadar çok örnek var ki, buraya yazmayı bile gereksiz buluyorum. Daha evvelde durum böyleydi belki, amma daha üstü kapalı ve gizliydi pek göze batmıyordu.

Biz de bir dönem (bknz. Sefa SİRMEN) bu çarkın içindeydik aslında, şimdiki siyasi akımın rakibi durumunda olan bir yapılanmanın içindeydik, sırf bu nedenle şimdi ipimizin çekilmeye çalışıldığını düşünüyor çoğumuz,

İzmir’den şampiyonluk kupasını alıp geldiğimiz gün takımın şehir turuna katılan belediye başkanımızın halet-i ruhiyesi ile şimdi yaptıkları ve söyledikleri arasında büyük bir uçurum var.

Başka kentlerin yöneticileri, kâh hakemlere düdük astırmak olsun, kâh kulüp için yardım toplamak olsun, bir takım doğru/yanlış aksiyon içindelerken, takımın şampiyonluk kupası ile şehir turu atan başkanımıza bir ince ayar yapıldı sanki…

Ama sezon sonu bizi bekleyen sadece küme düşmek değil, bizim için hazırlanan bir sona doğru atılan bir adım daha olacak gibi,

Konu ile ilgili,
http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=946963

http://www.ajansspor.com/FORUM/forum_posts.asp?TID=1869&PID=95115

23 Kasım 2009 Pazartesi

Futbolda büyüklük nedir? Ne olabilir? (*)

Büyükler ve diğerleri diye ayrıştırılan bir ortamda tabii ki gerçekçi bir yaklaşım da bulunmak mümkün olmayacaktır, yine de elimden geleni yapacağım.
Bu dayatma ulusal basınımızca pompalanmaya devam ettiği müddetçe futbolumuzun gelişimi diye bir olgudan da bahsetmek mümkün olmayacak;
Büyüklük için tek ön şart var o da; yandaşlarınca değil, rakiplerin tarafından büyük olduğunun kabul görmesidir ki bu durumda futbolun doğasına aykırıdır.

2 haftadır izinliydim,
Ne bir gazete okudum, ne internette sörf yaptım, evde takıldım oğlumla (2 yaşında ya da 27 aylık diyebiliriz.) beraber maç izleyebildiğim ender insanlardan birisi, her gole seviniyor. Sıkılmadan 90 dakika yanımda oturuyor. Arada kafasına göre tezahürat falan yapıyor, oh mis, (tam küçük fanatik pozlarında)
Nereden öğrendiğini bilmediğim bir takıntısı var sadece; nerede yeşil zeminde koşturan adamların olduğu bir görüntü görse “besitas” (Beşiktaş)diyor. (bu duruma fm2010 un 3d formatı da dahil)
Nasıl öğrenmiş olabilir, diye düşünürken kartalcell reklamından kaptığını fark ettim, bunu da izlediğimiz wolfsburg maçıyla da pekiştirmiş olmalı ki, şampiyonlar liginin fragman müziğini duyduğunda bile aynı tepkiyi veriyor sabi.
İşte dedim, büyüklük olsa olsa budur, ne para, ne kupa, ne de tribün kültürü; iki yaşındaki bir çocuğun zihninde “hangi araçla olduğunu fark ettirmeden” yer elde edebilmektir büyüklük.

Bunun için ne gerekir peki kurumsal bir yapı tabii ki, gündemde kalmak, tv de yer edinmek, akılda kalıcı, vurgusu sağlam olan reklamlar bile yeterli, {yoksa borcunun büyük bir kısmını başkanına yapmış olan bir klüp için Türkiye dışında bir ülke de “büyük” denilmez herhalde.}

Şunu da eklemek istiyorum ki infiale neden olmamak için, tabii ki bir taraftar kaybetmiyoruz, o daha duyduğunu söylüyor, gerçekleri görecek yaşta değil,

(*);Kocaelisporumuzun iki ayda bir yapılması olağan olan olağanüstü genel kurullarından birine doğru akmakta iken zaman bu konu ile yazılan birçok yazı okudum sabahtan bu yana, ama bu konuya da giresim yok hiç;

4 Ağustos 2009 Salı

Antagonist ve tribün kültürü ilişkisi

antagonist: Fransızca “antagoniste” sözü "hasım, vuruşan, karşıt, çatışan" anlamlarındadır. Bu söz için önerim düşmanca veya hasımca kelimeleridir. aynı köke dayanan antagonizm sözüne ise düşmanlık, hasımlık karşılıklarını öneriyoruz.

Bu tanımlama sinema literatüründe ise protagonist-antagonist (kahraman - anti kahraman) karşılaşması olarak belirir, aslında kahramanın karşısındaki tüm zorlukların tamamı (fiziksel, psikolojik, gerçek yada yanılsama) antagonisttir, tabii ki günümüz sinemasında anti kahramanların daha fazla öne çıktığı da aşikardır. Örneğin;

Vito Corleone (baba)
Darth Vader (starwars)
Jigsaw (testere)
Ajan Smith (matrix)
Dexter Morgan (dexter)
Hannibal Lecter (kuzuların sessizliği)
Joker (batman–4)


Bu blog adını tamda bu tanımlamadan almaktadır işte, futbolun kahramanı futbolun araçlarıdır, taktik, oyuncular, teknik direktör ve hakemler gibi, ama spor medyası sadece bu işin magazinsel yanını önümüze sürmekteler. Birkaç saniye içinde gelişen bir hatalı bir hakem kararı için saatlerce televizyonları işgal edip daha sonuca dahi varamadan sabah saatlerine kadar insanları meşgul etmekteler ve var olmayan bir gerçeği de bize dayatmaya çalışan silik ve zayıf kahramanlar haline gelmekteler.

Biz taraftarlar olarak pek söz sahibi olamadığımız futbol olgusu içerisinde antagonist karakterler gibi sürekli değiştirilmek, dışlanmak ve hatta futbolu çirkinleştirdiğimiz savlarına mazur kalmaktayız.

Bu blog da KOCAELİSPORUMUZU merkez almak sureti ile futbolun sadece taktiksel yönünü ve skor yazarlığına dayanmadan galibiyet ya da mağlubiyet destanları yazmadan, taraflıca (ne yani benim tarafsız olmamı mı bekliyordunuz.) yazılar yazmaya çalışacağım.

Saygılarımla.